T.C. M.B.Döviz Kurları

 

EV FARESİ

Bütün fareler arasında insanın yaşadığı yerlere en çok sokulan tür olan ev faresi, Avrasya'dan dünyanın hemen her yanına insanlar aracılığıyla taşınarak dağılmıştır. Evlerde barınıp yiyecek arayan bu tür, her çeşit yiyeceği, hatta sabun, macun, tutkal gibi maddeleri bile yiyebilir. Kahverengi ya da boz renkli olan ev faresinin uzunluğu, 10 cm'lik kuyruğuyla birlikte 20 cm'yi bulur. Yavrular doğumdan iki-üç ay gibi kısa bir süre sonra cinsel olgunluğa erişir ve dişiler yaklaşık üç haftalık bir

gebelik döneminin ardından 12 kadar yavru doğurabilir. Sıcak ülkelerde ya da ısıtılan ortamlarda ev farelerinin üremesi mevsimlere bağlı değildir.

Ev faresinin evcil bir formu olan beyaz laboratuvar faresi, tıp deneylerinde çok kullanıldığı gibi ev hayvanı olarak kafeslerde de beslenir. Ayrıca bak. ak ay akü fare, avurdu keseli fare, bandikut faresi, çekirge faresi, çeltik faresi, dikenli fare, fırça kuyruklu fare, hasat faresi, huş faresi, kanguru faresi, orman faresi, pamuk faresi, sıçrayan fare, yeleli fare.

 


 

Fare ısırığı humması

Fare ısırığı hastalığı, olarak da bilinir, farelerin taşıdığı iki ayrı bakteri türünden ileri gelen ve farelerin ısırmasıyla insana bulaşan benzer iki hastalığın ortak adı. Bu hastalıklar, etkeni Spirillum minus olan sodoku ile etkeni Streptobacillus moniliformis olan streptobasilli humması ya da Haverhill hurnmasıdır. Bu ikinci hastalık yalnız fare ısırığıyla değil yiyeceklerle de bulaştığından, fare ısırığı humması terimi bazen yalnızca sodoku için kullanılır.

 
 
VEBA SALGINI

1300'lerde Avrupa

'Kara Ölüm' olarak bilinen veba salgını ilk olarak 1300'lerde Çin'de ortaya çıktı. Kurbanların şikayetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu ancak bu rahatlama kurban için çok geç oluyordu. Çünkü hasta beş gün içinde ölüyordu.

Bunun bilinen bir tedavisi yoktu ve alınan hiçbir önlem işe yaramıyordu. Seksen yıl içinde hastalık Çin nüfusunu üçte bir oranında

azaltmıştı. İyi işleyen ticaret yolları aracılığıyla da salgın batıya doğru, Hindistan ve Ortadoğu'ya ilerliyor, her gün binlerce insanın ölümüne neden oluyordu.

Hastalığa neyin sebep olduğu bulunamıyordu. 1347'de bozkır savaşçıları bir Ceneviz şehrini kuşatıp mancınıkla hastalıktan ölmüş cesetleri şehre fırlattılar. Böylece şehrin çoğunluğu hastalığa yakalandı. Bu cesetler toplanıp yakıldı ve ardından da gömüldü ancak hastalığın yayılması engellenemedi. Şehir mahvolduğu için Cenevizliler Sicilya'ya geri döndü ve hastalığı orada da yaydılar. Hastalık, yeni ve kendisiyle ilgili hiç bilgisi olmayan bir nüfusa yayılacaktı. Sicilya üzerinden Avrupa ve Kuzey Amerika da hastalıkla tanıştı ve milyonlarca insan öldü.

Bu salgına hastanın derisinin son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı "Kara Ölüm" adı verildi. Derinin bu renge dönüşmesi, soluma sorunları yüzünden kanda oksijenin azalmasından kaynaklanıyordu. Hastalık bir kere bedene girdikten sonra o günün hiçbir tıp tekniği tedavi edemiyordu. Kara ölüm şehirlerin tümünü darmadağın ederken Avrupa uygarlığının da paniğe kapılmasına yol açtı

Doktorlar salgını durdurmanın yollarını aradılar. Hastalar evlerinde karantina altına alındılar ancak hastalık yine de bir orman yangını hızıyla yayıldı. Birçok insan kara ölümün, Tanrının onlara günahkar yaşamları yüzünden gönderdiği bir ceza olduğuna inandı. Tanrının öfkesini yatıştırmak için insanlar günah keçileri aramaya koyuldu.

Bazı dindarlar Tanrının öfkesini kendi üzerlerine çekip insanları kurtarmak için kendilerini kırbaçladı. Özellikle Brüksel ve Strasburg'da bazıları olanları Musevilerin varlığına bağladı.

Bu panik döneminde binlerce insan öldü. Salgının cadılar yüzünden ortaya çıktığı da söylendi. Zararsız erkek ve kadınlar evlerinden alınıp hastalığın yayılmasını önleme amacıyla yakıldı. Kedilerin ise parlayan gözleri ve geceleri dışarıda çok dolaşmaları yüzünden bu "cadıların" büyülü hayvanları olduğu düşünülüyordu. Binlerce kedi katledildi.

Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu. Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.

Cenevizlileri Avrupa'ya geri getiren gemide insanlarla birlikte karaya çıkan fareler hastalığı taşımışlardı. Limanda yaşayan bir sürü kedi öldürülmemiş olsaydı fareleri yiyeceklerdi ve hastalık yayılmayacaktı. Ancak bu kemirgenler kontrolsüz kaldı ve getirdikleri hastalığı korumasız binlerce eve yaydı.

14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü. Kediler öldürülmemiş olsaydı ölüm oranı çok daha az olurdu.

 

ilaçlama    |   Hakkımızda  | Araç Parkuru |    Firma Görüntüleri  |   İletişim  |   İstek Formu   |

2007 © Prestij İlaçlama

İSTANBUL'UN tüm semtlerine aynı fiyata İlaçlama servislerimizi gönderiyoruz     sitemap.xml

 

İlaçlama | Pire İlaçlama| Hamam Böceği | Kalorifer Böceği İlaçlama | Haşere İlaçlama | Fare İlaçlama | Bit İlaçlama | Akrep İlaçlama | Tahta Kurusu İlaçlama| Karınca İlaçlama

 
Web Stats - Kene - Hamam Böceği - Böcek İlaçlama Tahta Kurusu - Kalorifer Böceği - Pire İlaçlama